lundi 16 septembre 2013

FESTİVAL DES ENFANTS ALEVİS EN RHONE ALPES 
SAMEDİ 12 OCTOBRE 2013 A PARTİTR DE 15 H

FORUM DES LACS
269, rue des Sorbiers 74300 THYEZ

 

A l'occasion du nouvel an juıf voici une carte de ''Shana Tova'' meilleurs voeux, tellement poétique et qui montre un tel travail, une telle énergie mise en oeuvre,que je ne résiste pas au plaisir de la partager.

www.youtube.com/embed/C_CDLBTJD4M

dimanche 15 septembre 2013

Concert Sunar Muazzer ERSOY et Gokhan KESER à paris


Doganorganisation Paris
Doganorganisation Paris15 septembre 00:48
SAHNELERIN KRALICESI MUAZZEZ ERSOY ILK DEFA PARIS'te 
VENDREDI 1ER NOVEMBRE à 20h00

salle ELYSEE
ZAC La Villette Aux Aulnes - 3 rue Galilée, 77290 Mitry-Mory
Boyle Bir Konser Kacarmi hic Hadi Sizde Biletinizi Alin Ve Bu Konserin Tadina Varin
contact: 0612547848

samedi 14 septembre 2013

avec qui organiser un évèment en Rhône -Alpes ?

AVEC  DJ-OKAN

Cette équipe dynamique et expérimentée
saura vous conseiller et prendre en charge toute l'organısation:

Marıages
anniversaire
fête de famille ou entre copains,....
dans une ambıance turque.


İls vous proposent 3 packs pour passer une belle journée
ou une fabuleuse soirée ....

A consulter sur:


Bir Reha Erdem kıyameti

Reha Erdem'in merakla beklenen yeni filmi 'Şarkı Söyleyen Kadınlar', Toronto Film Festivali'nde dünya prömiyerini yaptı. Sinema yazarı Selin Gürel, filmi Toronto'da izledi ve Radikal için yazdı.
acebook'ta paylas
Bir Reha Erdem kıyameti
Reha Erdem filmlerinde, size bir Reha Erdem filmi izlediğinizi tekrar tekrar hatırlatan bazı detaylar vardır. Bu detayları yakaladıkça, hem tanıdık sularda yüzdüğünüz için rahatlarsınız hem de filmlerin gerçek hayat deneyiminizin yakınından geçmeyen tabiatları yüzünden yabancı bir âleme daldığınızı bilirsiniz. Aynı anda hem tanıdık hem yabancı olabilen bu filmlere kucak açmak ya da onlardan köşe bucak kaçmak size kalmıştır. 
Erdem’in Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan son filmi ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’, tam adıyla ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar ya da Adem’in Yakarışı’ bu kuralı bozmayacak. Reha Erdem filmografisinde gözü kapalı olarak sayacağınız ilk, ikinci ya da üçüncü favoriniz olmayabilir ama ‘Hayat Var’, ‘Kosmos’ ve ‘Beş Vakit’in sert, kontrollü ve düzgün bir el hareketiyle çizilmiş hatlarını yumuşatan, bu filmlerin sınırlarından isyankâr bir havayla dışarı adım atan, bir önceki Erdem filmi ‘Jîn’in masal dünyası ile hâlâ alışverişte bulunan, ‘A Ay’ gibi yerin iki karış yukarısında yürüyen, bir parça kaçık bir film bu. 
‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın tek bir türün sınırları içine girdiğini söyleyemeyiz ama her şeyden önce hikâyenin tepesine çöreklenen ve bel kemiğini oluşturan felaket/kıyamet filmi öğelerinden beslendiği kesin. Adada yaşanan bir deprem öncesi paniği ile atların yakalandığı bir salgın hastalık halinin getirdiği kıyametvari atmosferi bir araya getiren film, ada metaforu sayesinde -tıpkı ‘Kosmos’ta olduğu gibi- dünyanın geri kalanından çok uzakta bir yerde yaşanıyormuş gibi görünen ilginç bir kesit sunuyor izleyiciye. Oysa ‘ada’ şehre o kadar da uzak değil. Ama beklenen felaket yüzünden yavaş yavaş terk edildikçe, şehir olduğundan çok daha uzakta kalıyor sanki. Adanın terk edilmişliği, etrafta can çekişen atların görüntüleri üzerine binince, felaket senaryosu kıyamet senaryosuna dönüşüyor. Gerçekte olmasa da akıllarda… Filmin özellikle ilk yarısının tedirgin ediciliği bu yüzden.

Zavallı erkekler…

Herhangi bir Erdem filmi gibi, ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ da derdini büyük ölçüde metaforlarla anlatıyor. Asaletin, erdemin ve sadakatin simgesi olan atların toplu ölümü, insanların bütün bu değerleri kaybedişinin bir işareti. Erkek karakterler, değerlerin çöküşünün canlı sembolleri. Etrafa zehir saçan birer zavallı. Kadın karakterler ise doğayla iç içe, barış, güzellik, huzur ve estetik dolu kendi ayrıksı dünyalarında nefes alabiliyor sadece. Erkeklerin zehrinden nasiplendikleri zamanlarda durgunlaşıyorlar. Bir aradayken ise tüm tehlikelerden uzakta, rüzgâra doğru haykırıp anlık özgürlüklerini ilan ediyorlar. 
Karakterlerden biri, performansı ve hikâyedeki yeriyle filmin lokomotifi konumundaki Binnur Kaya’nın canlandırdığı Esma, Halit Ergenç’in seslendirdiği dış sesin de söylediği gibi, içi tanrı inancıyla dolu, saf bir ruh. ‘Yeryüzündeki diğer ruhların tesellisi’. Sanki hiç büyümemiş Esma’nın film boyunca sık sık üzerine geçirdiği koyu kırmızı pelerini, ‘Jîn’deki ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ metaforunu hatırlatıyor. Aradaki en önemli fark, ormanda başına türlü işler gelen Esma’nın tanrı inancıyla hayatına yön vermesi ve filmin ‘kurdunun’ evinde çalışması. Yani tehlikenin tam ortasında. Esma’nın tertemiz vicdanının rehberliğinde ilerlemek, hikâyenin yukarıda bahsettiğimiz ‘yerin iki karış yukarısında yürüyen’ halini baştan sona ayakta tutuyor. Ayrıca filme ulvi bir kimlik de kazandırıyor. (Kadınlar için seçilen ‘Esma, Meryem, Hale’ gibi din çağrışımı yapan isimler de bu kimliğin görmezden gelinmemesini garantiliyor doğrusu.) 
Erdem’in filmlerinin merkezine oturtmayı çok sevdiği ‘ergen genç kız’ kontenjanından öyküye dahil olan Meryem ise hem arzu nesnesi hem masumiyetin sembolü olarak Esma’yı bütünlüyor. İki karakterin kusursuz bir ikiliye dönüşmesi bu yüzden. Meryem’i canlandıran Deniz Hasgüler’i ‘Jîn’de de izlemiştik. 

Yerel bir pencere açıyor 

Yabancılaştırıcı öğeler kullanmaktan ve seyirciyle arasına mesafe koymaktan çekinmeyen Erdem, şiir dizeleri, tekerlemeler ve yer yer Şekspiryen diyaloglardan da beslenerek, bütün dinlerin birleştiği noktaya odaklanıp, yekpare bir dinin, daha da ötesi genel olarak din fikrinin karşıtlarını ve yandaşlarını içeren nihai bir savaşa sokuyor izleyiciyi. Yer yer kurduğu Türkiye bağlantılarıyla sınırlı da olsa yerel bir pencere de açıyor. ‘A ay’ın ada metaforundan başlayıp ‘Kosmos’un doğayla barışık şifacısına uzanan bir geçmiş filmler geçidi de yapıyor üstelik. Görüntü yönetmeni Florent Herry’nin standart kalitesini de unutmamalı. Yine de ‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ın belli Erdem filmlerinin sevilmesini sağlayan keskin ve kesin ustalık gösterisine sırtını dönmüş, sanki bağımsızlığını ilan etmiş gibi bir imaj çizdiğini kabul etmek gerek. Bu metaforlar, temsiller ve yabancılaştırıcı öğeler denizi yer yer fazla naif gelebilir. Veya bütün bunları yönetmenin özgürleşme hareketi olarak da algılayabilirsiniz. 
‘Şarkı Söyleyen Kadınlar’ kesinlikle Erdem imzası taşıyan ama Erdem’in kendini rüzgârın yönüne doğru bıraktığı bir film. İzlemeden önce tedbir almanızı gerektirmeyecek, izledikten sonra hayata devam etmenizi engellemeyecek türden.

''ben bir ağacım'' Orhan Pamuk

Ben Bir Ağacım

20 Ağustos 2013



Ben Bir Ağacım

Yapı Kredi Yayınları’nın Doğan Kardeş Dizisi’nden çıkan 'Ben Bir Ağacım' kitabında Orhan Pamuk'un kırk yıllık yazarlık hayatının en güzel sayfalarından kendi yaptığı seçmeler, bu kitaba özel çizdiği basit resimler ve 2014 yılında yayımlanması planlanan 'Kafamda Bir Tuhaflık' kitabından bir bölüm bulunuyor.

Yazar kitapta Osmanlı zamanının bir celladını ve bir padişahın kıskançlığını anlatıyor; bir ağacı, bir resmi konuşturuyor ve kendi çocukluk, gençlik ve okul hatıralarını hikâye ediyor. Kitapta aynı zamanda Pamuk’un beş yıldır yazdığı ve 2014 yılının ilk aylarında yayımlanması planlanan yeni kitabı 'Kafamda Bir Tuhaflık'tan da bir bölüm bulunuyor: 'Mevlut’un Ortaokul Yılları'...  Böylece Pamuk’a uzun zamandır arkadaşlık eden yeni romanının kahramanı Mevlut, ilk defa okur önüne çıkmış oluyor.

Orhan Pamuk, 'Ben Bir Ağacım' kitabına koyacağı parçaları seçerken metinlere dokundu, eski yazılarını değiştirdi, cümleler, paragraflar ekledi, başlıklar koydu. “Bu kitapta, şimdiye kadar yazdığım sayfalardan, en kolay anlaşılabilir ve en güçlü olanları seçmeye çalıştım” diyen Orhan Pamuk, kitabıyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü, çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı.” 

'Ben Bir Ağacım' kitabının, yazarın hem yeni ve genç okurlarının, hem de eski severlerinin ilgisini çekeceği düşünülüyor. 

Doğan Kardeş Dizisi: Türkiye’nin en eski çocuk dergisi Doğan Kardeş’in adını taşıyan ve 1992’den beri çocukların kitaplıklarına konuk olan bu dizi, okul çağı, ilkgençlik ve başvuru kitaplığı gibi alt başlıklarda, çocuk yazınının en seçkin kitaplarını albenili baskılarıyla çocuklara ulaştırıyor. Bu dizinin içinde yer alan "Seçmeler" serisiyle Yapı Kredi Yayınları bugüne dek, Yaşar Kemal’den Sabahattin Ali’ye, Gülten Akın'dan Sabahattin Kudret Aksal’a, Nâzım Hikmet'den Orhan Veli'ye ve toplam 25 şair ve yazarı genç okurlarıyla buluşturdu.

Doğan Kardeş Seçmeler Dizisi, özellikle genç ve yazarla ilk kez tanışacak okuyucular düşünülerek hazırlanıyor. Bu dizide yazarın rahat ve kolay okunur parçaları seçilerek bir önsöz eşliğinde sunuluyor.

Kitabın kapak resmi: Orhan Pamuk’un bu kitaba özel yaptığı resim.

Ben Bir Ağacım
Orhan Pamuk
128 Sayfa, 6 TL
Doğan Kardeş Dizisi, Seçme Parçalar
Yapı Kredi Yayınları

Her türlü hakkı saklıdır.
12 Eylül 2013 15:40 Perşembe TRT

'Sümela Manastırı' restore edilecek

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sümela Manastırı'nın "dünya mirası" olması için restorasyona başlayacak.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde yer alan manastırın şu andaki durumunu belirlemeye ilişkin yapılan çalışma, arazi ölçümü ve mevcut durum belgelemesinin tamamlanmasının ardından, disiplinler arası ve bütüncül bir bakış açısıyla gerçekleştirilmesi planlanan restorasyon projeleri bekleniyor.

1378989958_sumela-manastiri-trabzon.jpg

Bakanlık, Trabzon Maçka'da deniz seviyesinden bin 150 metre yükseklikte doğal yapı ile bütünleşmiş Sümela Manastırı'nın rölöve, restitüsyon ve restorasyonu için 410 bin lira ödenek ayırdı.

Rölöve, restitüsyon ve restorasyon çalışmaları olarak üç etapta gerçekleştirilecek projeyle Sümela'nın duvarlarındaki fresklerin konservasyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvarı Müdürlüğünce yapılacak.
1378990044_sumela-ziyaretci.jpg

Geçen yıl, yerli ve yabancı yaklaşık 400 bin kişinin ziyaret ettiği manastır, tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından dünya çapında önem taşıyor.
(AA)