lundi 13 mai 2013

Au festival Gastro Istanbul, instantanés de cuisine turque… sans clichés


Loin des clichés sur une nourriture turque riche en calories, le festival Gastro Istanbul organisait des ateliers du 7 au 12 mai derniers au KüçükÇiftlik Park de Beşiktaş. Les Stambouliotes et touristes de passage en ont profité pour découvrir les restaurants qui rythment la vie culinaire de la mégalopole. Rencontre avec des participants et visiteurs autour d’une question : “Qu’est-ce qui fait, selon vous, fait la richesse de la cuisine turque ?”
Okan Kadir Celep sur le stand de Midpoint, restaurant stambouliote :
“Les restaurants turcs ne sont pas fermés à la multiculture propre à des villes comme Istanbul. À Midpoint, par exemple, nous présentons principalement de la cuisine italienne. Une de nos spécialités est le risotto milanais. Nous proposons également du poulet cajun, d’après une recette mexicaine. Le plat turc que nous faisons goûter aux visiteurs du festival contribue à la richesse culinaire de la Turquie. Il s’agit du dana incik, un plat à base de viande de bœuf loin des clichés qui touchent la cuisine turque. Ce plat est en effet assez léger.”
Burcan Gemici, visiteur du festival :
“Je n’ai pas encore eu l’occasion de participer aux ateliers proposés, mais je me suis déjà fait une idée des spécialités culinaires de mon pays. Selon moi, ce qui en fait une gastronomie de plus en plus appréciée au niveau mondial, c’est qu’elle est à base d’huile. Souvent épicée et grillée, cette nourriture simple et familiale peut plaire à tout le monde.”
Nur Arstand travaille pour le stand STG :
“J’ai déjà eu l’occasion de goûter des spécialités d’autres pays et de comparer avec la nourriture turque. Selon moi, ce qui en fait toute la richesse, ce sont ses nombreuses épices, toutes très variées. En revanche, ce n’est pas aussi épicé que dans d’autres pays, comme la Chine. La Turquie peut aussi se féliciter d’avoir de nombreuses sucreries et pâtisseries, qui ne se résument pas aux loukoums et aux baklavas. Celles-ci ne sont pas seulement à base de sucre, mais aussi de miel et de pistaches.”

Laurène Perrussel-Morin (http://lepetitjournal.com/istanbul.html) lundi 13 mai 2013

dimanche 12 mai 2013

Aleviler "çözüm süreci" başlığında toplandı


Türkiye'de yaşayan Aleviler Ankara'da yeni anayasa ve çözüm sürecini konuştu.12 Mayıs 2013 Pazar 15:04

Aleviler "çözüm süreci" başlığında toplandı
'Alevilerin 3. Büyük Kurultayı' adı altındaki toplantı Anadolu Gösteri Merkezi'nde organize edildi. Kurultaya; BDP Grup Başkanvekili Pelvin Buldan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner'in de aralarında bulunduğu milletvekilleri ile çok sayıda davetli katıldı.
Kurultayda semahın ardından ilk sözü, Hacı Bektaş Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy aldı. Ulusoy, devam etmekte olan çözüm sürecine değinerek, Alevi toplumunun barıştan yana olduğunu belirtti. Alevi toplumunun da bu gelişmelerden etkilendiğini kaydeden Ulusoy, "Özellikle çözüm süreci ile ilgili ortaya çıkan ilk açıklamalarda Ermeni toplumuna olumsuz göndermeler yapıldı, Alevi toplumunun adı ağza dahi alınmadı. Buna karşın İslam'ın birleştiriciliği fikrinin güçlü şekilde yer alması Alevi Bektaşi toplumunda ciddi endişelere yol açtı. Hükümetin ve onun içinden yetiştiği siyasi İslam geleneğinin Alevilere bakışı ve tutumu ortadadır." diye konuştu.
Ulusoy şöyle devam etti: "Kürt siyasal hareketi ağır bedeller ödedi. O nedenle bugün gelinen noktada barış ortamında demokratik kazanımları kalıcılaştırmak istemeleri anlaşılır. Onlar da bizim kadar Türkiye'nin sorunlarının farkında. Kapsamlı bir demokratikleşme olmadan, farklı toplumsal kesimlerin, inançların kendilerini özgürce ifade edeceği bir ortam hazırlanmadan kendi sorunlarına kalıcı çözümler bulunamayacağını görmekteler. Bu çerçevede onların Alevi ve gayri müslim toplumlar arasında ortaya çıkan endişeleri gidermek üzere başlattıkları girişimleri görüyoruz. Ancak şunu hatırlatmak isterim. Toplumlar arasındaki köklü geçmişi olan sorunlarda, bazen en ufak bir hata, yanlış söz, hatta söylenmesi unutulanlar giderilemeyecek gönül kırıklıklarına yol açabilir. Alevi Bektaşi toplumu bilge bir toplumdur, bağışlamaya yatkındır. Yeter ki geleceğe dönük ortaya konanlar bizim felsefemize uygun olsun, dünyada kabul edilen demokratik kültür ile uyumlu olsun. Kendimiz için ne istiyorsak başkası için de onu istiyoruz."
Yeni Anayasa sürecine de değinen Ulusoy, burada en önem verdikleri konuların başında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın nasıl ele alınacağı meselesinin geldiğini dile getirdi. Şu ana kadar bu konuda ciddi bir adım atılmadığını aktaran Ulusoy, yeni anayasada Alevilerin beklentilerinin göz ardı edileceğine düşündüklerini söyledi.

İzmir Belediyesi sinagog restore edecek


17. yüzyıldan kalma sinagog için restorasyon çalışmaları başladı.12 Mayıs 2013 Pazar 09:20
İzmir Belediyesi sinagog restore edecek
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 17. yüzyılda yapıldığı bilinen ve sadece ön cephe duvarı ayakta kalan Beit-Hillel Sinagogu'nu restore etmek için çalışma başlattı.
29.5 milyon liralık kamulaştırma çalışmalarının yanında, personel ve malzeme desteği de verdiği tarihi Agora bölgesi ile sinagoglar ve çevresini rehabilite ederek Kemeraltı Çarşısı ile bütünleştirmeyi hedefleyen Büyükşehir Belediyesi, şimdi de Beit- Hillel Sinagogu'nda yeniden yapım çalışmaları başlattı.
İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'ndan onaylanan projeye göre, yıkılmaya yüz tutmuş Sinagog için öncelikle temizleme çalışmaları, ardından da yapımına geçilecek. Uzun yıllardır harabe konumunda olan yapı, çalışmaların tamamlanmasının ardından müze olarak şehrin hizmetine sunulacak.
Kemeraltı'ndaki Beit-Hillel Sinagogu'nun 17. yüzyılda yapıldığı biliniyor. Günümüze kadar geçirmiş olduğu iki yangın ile oldukça harap durumda olan binadan günümüze kalan tek yapı elemanı, ön cephe duvarı. Duvarın yüzeyi üzerinde, mimari karakterini bütünleyen taş söveli pencereler, taş söveli üç basamak ile geriye çekilmiş giriş boşluğu ve kapısı, kapının duvar yüzeyinde özgün ferforjeleri mevcut durumda. Uzmanlar, geçirdiği yangınlardan sonra ahşap taşıyıcı çevrenin de ana elemanlarının yandığı ve taşıyıcı işlevini kaybettiğini tespit etti. Mevcutta görülemeyen çatının izlerden yola çıkılarak asma bir çatı sistemine sahip olduğu tahmin ediliyor.

EMPLOI – Recherche directrice de boutique pour société internationale de grand luxe à Istanbul

Société internationale de grand luxe recherche une directrice de boutique à Istanbul...
- Expérience de management retail (10 ans +) dans le secteur du luxe
- Turc & anglais, (le français un plus)
- Excellent package
- Contact :
GPSearch
LW@gpsearch.fr+33 1 40 07 81 81 / +33 6 73 26 16 84

Worldwide high luxury Company is looking for a FLAGSHIP STORE MANAGER in ISTANBUL:
- Experience of retail management (10 yrs +) in the luxury sector required.
- Turkish & English, (French a plus)
- Excellent package.
Contact: GPSearch
LW@gpsearch.fr
+33 1 40 07 81 81 / +33 6 73 26 16 84

Istanbul (http://www.lepetitjournal.com/istanbul) vendredi 10 mai 2013

CHRONİQUES D’UNE FRANÇAİSE À MARDİN – Un dimanche pas comme les autres


Dimanche 5 mai 2013, pour toute la communauté chrétienne orthodoxe de Mardin et de ses alentours, pour les ‘’Süryani’’, c’est le grand jour. Moment de retrouvailles en terre d’Orient pour faire vivre leur culture dans la convivialité et le respect des traditions.
La semaine précédant le dimanche de Pâques, les femmes ont effectué le grand ménage de printemps, préparant ainsi leurs maisons à recevoir les innombrables invités qui débarqueront dimanche. Elles ont aussi, avec l’aide de leurs enfants, colorés de nombreux œufs, comme le faisaient les générations précédentes avec les œufs pondus durant la période du Carême, conservés une fois cuits pour être distribués le jour de Pâques.
Dimanche 9h, je sors de la maison pour me rendre dans la vieille ville à l’église des quarante Martyres, pour assister à la messe de Pâques, invitée par une amie chrétienne, Martha. Vus de l’extérieur, les quatre gros murs d’enceinte ne laissent rien supposer de la richesse intérieure du bâtiment, qui comporte une maison, des salles de réception, une église, un clocher avec sa croix et sa cloche dorée, le tout disposé autour d’une grande cour, pleine d’arbres et de fleurs. Ce lieu, dont la construction débuta en 539 sous le roi byzantin Arsus, fut utilisé comme mosquée sous les ordres d’un roi artoukide en 1170, pour revenir aux mains chrétiens en 1825, selon les inscriptions notées dans la bible de l’église.
Photo MJD
Mais aujourd’hui, ses portes sont grandes ouvertes et il règne dans la vaste cour une agitation digne des grands jours. Les hommes ont revêtu leur plus beau costume, les femmes toutes très chics semblent tout droit sorties d’un magazine de mode. Cheveux, bijoux, maquillage, rien n’a été oublié ; car pour les orthodoxes, la messe de pâques est la célébration la plus importante de l’année, la messe à ne pas manquer.
Martha me présente sa famille, toute la communauté est présente, mais soudain il est déjà l’heure, mon hôte me prend par le bras et nous nous dirigeons vers l’église au fond de la cour, nous rentrons par la porte de gauche tandis que les hommes passent par la droite. Avant de s’assoir, les femmes se saluent d’une manière très belle et fortement symbolique, debout face l’une a l’autre, les mains jointes comme pour prier, elles englobent les mains de l’autre le temps d’un glissement furtif, avant de les porter vers la bouche et d’y déposer un bref baiser plein de foi et de respect. Certaines femmes qui se sont installées plus au fond portent des petits bébés emmaillotés, qu’elles allaiteront s’ils se réveillent, tandis que des enfants aux noms de Michael, Thomas, Denis ou Rebecca courent dans l’église en rigolant. Ici la messe de pâques est un acte convivial auquel chaque participant se rend en famille.
Nous nous asseyons derrière le chœur des jeunes filles, qui ont déposé sur leurs têtes des voilettes blanches de dentelle. Soudain, plus un bruit, le patriarche arrive, vêtu d’une longue aube de couleur crème où sont brodées au fil d’or de petites colombes. Il se tient debout tout puissant sous l’abscisse de l’église. Derrière lui se trouve une immense chaire de bois ornée de petits anges, devant lui, le pupitre portant une vieille bible. Il est entouré d’un autre prêtre et de trois garçons de chœur qui l’assistent dans le déroulement de la cérémonie. La messe commence avec les louanges en araméen chantées par le patriarche, auxquelles fait écho le chœur des jeunes filles, puis il débute son prêche tandis que l’un des garçons de chœur agite une longue canne où sont accrochés des grelots, créant une musique qui accompagne ces mots sacrés. Son compagnon fait onduler un encensoir, répandant le parfum voluptueux de la spiritualité chrétienne dans toute l’église. De petits chérubins en aubes blanches viennent alors réciter à tour de rôle de courtes prières, puis les jeunes filles s’installent au pupitre pour entamer une nouvelle prière, avant de recevoir la bénédiction du prêtre, qui se retire ensuite derrière le rideau orné du Christ crucifié que ferment lentement ses commis. Fin de l’acte un.
La mise en scène est parfaite et lorsqu’au son des grelots, le rideau se rouvre, laissant de nouveau la fumée dévote des encensoirs se répandre dans toute l’église, je sais que tout est prêt pour l’acte II. D’un ton faussement sévère, le patriarche demande alors aux enfants de se calmer ; puis il reprend son prêche, perpétuant ainsi une foi vieille de 2.000 ans, pourtant perpétuellement menacée.
Photo MJD
Après avoir récité une prière pour les morts récents, reprise par toute l’assemblée, il bénit les symboliques pains et vin. Tandis que les enfants de chœur défilent pour embrasser la bible et la main du père, les hommes chantent une dernière louange, pour aller ensuite embrasser la bible a leur tour avant de prendre un petit bout de ce pain sacré, laissant enfin place aux femmes qui mettent ainsi fin a la messe. L’église se vide doucement, seules restent encore les femmes les plus pieuses, allumant avec ferveur quelques cierges au son des dernières prières.
Sous le soleil dominical, riant et bavardant, toute la communauté chrétienne de Mardin est présente dans la cour, pérennisant ce lien qui les rend si fort. A la sortie de l’église, des femmes distribuent des petits pains, des jus de fruits et les fameux œufs. Symboliquement le jeun est rompu, “Joyeuses Pâques !”
La suite des célébrations aura lieu dans les maisons où les familles se retrouveront. Toute la journée, voisins, amis et membres de la famille vont défiler, les hôtes leur proposeront un verre de liqueur et quelques chocolats… Les enfants musulmans du voisinage sonneront à la porte pour récolter bonbons et œufs colorés. Ici, aiment à dire les gens, on célèbre quatre bayrams (la fin du Ramadan, l’Aïd, Noël et Pâques). Et si c’est cette cohabitation respectueuse qui fait l’âme de Mardin, cette ouverture d’esprit ancrée et pourtant si fragile, reste encore et toujours à protéger, car c’est bien là le véritable joyau de cette ville…
Myrtille Jacquet Duyan (http://www.lepetitjournal.com/istanbul) vendredi 10 mai 2013

JOURNÉE DE L’EUROPE – L’identité européenne vue par les Erasmus


L’université Kadir Has accueillait hier une série d’événements à l’occasion de la journée de l’Europe. Les étudiants Erasmus, souvent décrits comme la “nouvelle génération européenne”, étaient mis à l’honneur dans le cadre du panel “Unité et diversité : l’identité européenne vue par les étudiants Erasmus.”
Soixante-trois ans se sont écoulés depuis le discours de Robert Schuman, qui posait les bases d’une coopération européenne après des décennies de guerre. Le Centre d’études internationales et européennes (CIES) de l’université Kadir Has a accueilli panels et projection sur le thème de l’identité européenne et de la citoyenneté durant toute la journée d’hier. L’exposition de photographies “Catching Europe in Istanbul”, en partenariat avec l’assocation Katadrom et le réseau d’étudiants Erasmus de l’université Kadir Has, a été inaugurée à cette occasion.
Après la projection du film “Changing perspectives”, réalisé par Marie Hartlieb et Carolin Winterholler, la discussion modérée par Anne Andlauer, rédactrice en chef du petitjournal.com d’Istanbul, s’est en particulier intéressée aux étudiants Erasmus et à leurs expériences.
Un intérêt qui dépasse la culture
Dans quelle mesure le programme Erasmus aide-t-il à forger une identité européenne ? Selon Marie Hartlieb, l’une des réalisatrices du film, ancienne Erasmus allemande à Istanbul qui s’est depuis installée dans cette ville, ce n’est pas tant le départ en Erasmus que le choix du pays qui est déterminant, celui d’Istanbul n’étant pas anodin.
Les participants ont souligné l’apport relationnel et culturel d’Erasmus. Lancé en 1987, le programme s’est élargi à certains pays non membres de l’UE, notamment en procédure d’admission, comme cela a été le cas de la Turquie en 2003. Depuis, 90.000 étudiants turcs ont bénéficié du programme. Le ministre des Affaires européennes et négociateur en chef pour l’accession de la Turquie à l’Union européenne, Egemen Bağış, a annoncé espérer 70.000 étudiants Erasmus turcs en 2013.
Photo LPM
Malgré ces chiffres optimistes, il s’avère souvent difficile pour les Turcs de voyager en Europe, y compris pour les étudiants. Berk Büyükbalcı, ancien Erasmus turc en Suède, a ainsi souligné qu’alors même que les anciens bénéficiaires du programme rêvaient souvent de retourner dans leur ancien pays d’accueil, les étudiants turcs devaient attendre de nombreux mois avant d’obtenir un visa.
Laurène Perrussel-Morin (http://lepetitjournal.com/istanbul.html) vendredi 10 mai 2013

Les dates du ramadan fixées à l'avance, du 9 juillet au 8 août


Le début du ramadan a été fixé au 9 juillet par le Conseil français du culte musulman (CFCM), qui a rompu jeudi avec son habitude d'annoncer les dates du jeûne à la dernière minute en observant la lune, pour adopter une règle de calcul astronomique.
La fête de l'Aïd el-Fitr, qui conclut le ramadan, aura lieu le 8 août, a précisé le CFCM, dont les principales composantes ont signé une "résolution sur l'adoption d'un calendrier lunaire basé sur le calcul astronomique" lors d'un colloque à Bagnolet (Seine-Saint-Denis).
Au début de chaque année hégirienne (le 4 novembre pour 2013), cette instance représentative du culte musulman utilisera ces règles de calcul pour fixer les dates des grandes fêtes religieuses de l'année à venir.
Plusieurs communautés de croyants procèdent déjà ainsi en Turquie, au Liban, en Libye, au Brunei, en Malaisie, selon Mohammed Moussaoui, président du CFCM qui a vanté les avantages de cette "révolution": "la prévision, l'organisation et la planification".
Les salariés musulmans pourront plus facilement demander des jours de congés à leurs employeurs, les établissements scolaires pourront prendre les fêtes musulmanes en compte pour fixer les calendriers d'examens et les abattoirs pourront mieux organiser leur activité, a-t-il détaillé.
Le changement de détermination du calendrier lunaire a été l'un des premiers chantiers du CFCM rénové après une réforme de ses statuts, en février, qui a ramené dans l'instance toutes les composantes de l'islam de France.
"C'est une bonne chose. Il faut évoluer un peu. A partir du moment où nous avons les moyens techniques de fixer les horaires, il n'y a pas de raison de ne pas évoluer", a réagi auprès de l'AFP Mohamed Meniri, président de l'association Islam pour tous, qui gère la mosquée de Bondy (Seine-Saint-Denis).
"C'est exactement comme les horaires des prières (...): les gens ne regardent plus le soleil mais leurs montres et ça nous arrange très bien", a-t-il ajouté.
"Nuits du doute"
Selon la tradition, c'est l'observation à l'oeil nu de la nouvelle lune qui signale le début du mois de ramadan. Comme le premier croissant n'est pas toujours visible partout et au même moment, le jeûne commence souvent avec un jour d'intervalle suivant le pays où l'on se trouve.
Longtemps les musulmans de France ont suivi le calendrier de leur pays d'origine. Puis le CFCM a instauré son propre arbitrage afin de "préserver l'unité des musulmans de France", mais tous les fidèles ne suivaient pas sa décision.
Il n'est pas sûr que la date fixée jeudi soit plus respectée. "Il va falloir convaincre nos frères en France de suivre ce calendrier", a ainsi déclaré Abdallah Zekri, président de l'Observatoire contre l'islamophobie.
D'autant qu'une certaine nostalgie des "nuits du doute", qui précédaient la détermination du début du ramadan, pointait dans la communauté.
"Il y a un certain charme de ne pas savoir jusqu'à la veille", estimait ainsi M'hammed Henniche, secrétaire général de l'Union des associations musulmanes de Seine-Saint-Denis (UAM 93).
Selon lui, cette réforme "n'est pas une demande des musulmans mais de l'administration". Elle risque donc d'être "très mal perçue parce que les gens aiment cette tradition".
Ahmet Ogras, président du Comité de coordination des musulmans turcs de France (CCMTF), a reconnu que le gouvernement pouvait souhaiter la réforme. "Mais cela n'empêche pas qu'elle était attendue par les musulmans", a-t-il assuré.Pendant le mois du ramadan, qui dure entre 29 et 30 jours, tout croyant doit s'abstenir de s'alimenter, de boire et d'avoir des relations sexuelles, du lever au coucher du soleil.
En 2009, environ 70% des musulmans de France (estimés à 3,5 millions, dont environ 800.000 pratiquants réguliers), déclaraient observer le jeûne du ramadan, contre 60% il y a 20 ans, selon un sondage Ifop.
Dans les quartiers à forte population musulmane, les restaurants modifient les menus, les commerces et grandes surfaces proposent des produits "spécial ramadan". Les croyants sont appelés à faire des dons et sont plus nombreux qu'à l'ordinaire à se rendre dans les mosquées.

© 2012 Agence France-Presse